klavye ~ bunalım ~ hödük..

off
Al ellerinin altına klavyeyi gezdir -bunalım-ın beyaz sayfaları üzerinde.. ee, gönlünü alıp nerelerde gezdireceksin? bir türlü bitmiyor işte gönül derdi.. zaman mı değişiyor ~ biz mi? yoksa içimizde törpüleyemediğimiz duygularımız mı hödükleşiyor? şaşıyorum ve şaşırıyorum gün be gün & hödükleşiyorum da.. bazen öyle küçük kalıyor ki kelimeler derdimiz yanında ve bazen öyle büyüyor ki gözümüzde her şey dertsizliğimiz karşısında -hiç dertsiz olduğumuzu da görmedim hani-..

ah -bunalım-, bir bilsen; ne zor sana yazmak.. senden kaçmak -aslında kaçamamak- yine sana sığınmak..

her yeni gün gibi bugünün diğerlerinden farklı olacağı inancı olmasa nasıl çekilir bu hayat şaşarım. elimizde boz-yaplar var çocuklar gibiyiz bir şeyleri bozup bozup yapma derdindeyiz hep.. gençlik elden gitmeden, yapacak işler tükenmeden acele etme zamanı şimdi.. geç bulduklarımızı erkenden kaybetmeden, onlara daha da sarılma zamanı şimdi..(“ne bulduk ki, ne kaybedelim?” soru ampülü yandı kafamın üstünde, korkmayın; söndürdüm. soru & cevaplara zaman ayıramam şu an..)

günlerim ne çabuk geçiyor.. tam yeni güne alışayım derken birden gecenin geç saatine adımlıyorum ve yeni güne yetişemiyorum. -hep sitemim zaman’a, nedense-..

bugünlerde daha içime kapanır oldum, kendimi; sahile, kitaplara ve dinlediğim müzik/müziklere verdim. hergün çaldığım parçayı (gülnaz ~ esmer meleğim / bence dinlemelisiniz. ben hoşlaştım, umarım siz de hoşlaşırsınız.. yoo, ummuyorum. ummaya da zamanım yok -galiba-) farklı ritimde çalıyorum şimdilerde.. okuduklarımı tekrar tekrar özümseyerek okur oldum -hiçbirşey anladığım da yok gerçi-.. hayatıma girenleri ve hayatımdan geçenleri daha bir seçer oldum ki, sormayın.. -belki de güvensizlikten, kim bilir?-..

yaşam süremizin sınırlı olması ve ölümün olması ne güzel.. yoksa anlam arayışımız, peşinden koştuğumuz düşlerimiz olurmuydu hiç? (-bence; cıks, olmazdı.)

geçici sığınaklardan kuytulup, betonarme yapılar inşa etme zamanı geldi geçiyor bile.. -ben nerdeyim? sığınak nerde? betonarme ne ya? nereye gidiyoruz? üff.. bilmiyorum. belki de, bilmek istemiyorum. amaan, boşversenize.. nerde kalmıştık?-

heh, evet; insana ne çok huzur veriyor vedalaştığı sevgilinin ardından bakması ve ardından en güzel & en dayanılmaz olsa da vedaların damakta, sohbetlerinse dudakta bıraktığı tat olduğunu bilmesi ve bunu farkedebilen bir gönlü verdiğinden Rabbine şükredebilmesi.. (Ya Rab, şükür sana..)

yazabilsem kırık döküklüğümü, ahh yazabilsem! hödüklüğüm geçti sanki bugünlerde -ama sanki-.. yeniden yollara vermek zamanı kendimi -üff, bak yine zaman-.. ne güzel, insanın sevdaya yelken açması ve kendisini bırakabilmesi.. (bazen insanın kendine yalan söyleyesi geliyor, n’apiyim? yalan, hiç de güzel değil.. her sözüme inanıyo musunuz ki? -sanmam-..)

Ah -bunalım-! tüm fırtınasına rağmen hayatın, tutunabiliyorsam biryerlere bir yerinden senin ve dostların payı büyük.. seni unutmamak gerek ve ara verdikten sonra kaldığın yerden devam etmek gerek..

iki satır birşey yazayım dedim yine çağladı virane gönül. (sanırım patlamaya yer arıyorum.)

şu beynimin içinde dolaşıp durdukları halde kuyrukları asla birbirine değmeyen kırk tilki var ya.. işte onların otuzdokuz’unu bir araya toplamayı başardım.. ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım, birini yakalayamıyorum.. (zaten bir yakalayabilsem, -sansürlü hali; düüt düüüüt-..)

puf.. tamam tamam, çok konuştum biliyorum.. şimdilik gidiyorum, yine gelirim..

-emRe-

5 Yanıt “klavye ~ bunalım ~ hödük..”

  1. Tilkiyi yakalayınca ne yapıcan ….. :D

  2. sensizbeterim Diyor ki:

    :D

  3. Gamze, nasıl olmuş yazı.. ilk defa böyle komedi-dram deniyorum.. güldürebildim seni, herkesi de güldürürüm heralde :)

  4. üzgünkız Diyor ki:

    patlamaya yer aramıyosun bence patlamısın….güseldi ellerine,yüregine saglık….

Yorum Yapın