yalnızlık ~ korkma benden ~ soru işareti (?)
yine üzerimde (kocaman) bi yalnızlık bu akşam.. sanırım buhran’a az kaldı, ha geldi – ha gelecek.. ha, sen yalnızlık nedir bilir misin ki? (off, benimki de soru işte.. yoksun ki sen, kimsin ki? nereden bileceksin ki? hem bilsen, şimdiye on kere gelirdin dii mi?) sakin, sessiz akşamlarında yanına sokulup kulağına fısıldayan, acı verirken özgürlüğü tattıran.. -‘aşk acıtır’, demişti birileri-.. hissedebilir misin onu? tatlı bir rüzgar yada titrek ellerden çıkmış birkaç kırık nota.. ürkek bir dişiye dokunmak ve her temasta biraz daha kızaran yanaklarının sıcaklığını hissetmek.. saklayabilir misin peki? gölgelerle köşe kapmaca oynayan bir çocuk gibi, nereye koştuğunu bilmeden.. (koşabiliyo musun sen ya, merak ettim?)
tamam tamam, artık sormayacağım sana.. sormayacağım! çünkü biliyorum ki cevap vermeyeceksin,. kendimize söylemekten korktuğumuz her şeyi sana tekrar hatırlatsam da konuşmayacaksın.. (aman be! konuşma, hıh..) artık ne sıcak bir nefes nede yumuşak bir dokunuş var.. ne gece kadar kara saçların nede kan kırmızı dudakların var artık.. (olmasın, istemez.)
tamamen yalnızım işte.. peki sen, mutlu musun? hayallerimde var olmuşken, yine onların en kıvrak ve rengarenk özlerine geri dönüyorsun.. (ait olduğun yere git..) seni benden, beni kendimden alırken bu çelişki niye? ellerimde soluyor (hiç göremediğim) yüzün! kahpe bir rüzgar savuruyor küllerini yüzüme, bunu hak etmiyorsun!
ay’ın solgun & güneşin o ışıl ışıl ışığı aydınlatırken yüzümü, bir şunu biliyorum ki sen ölmedin (yoksun ki sen, nasıl öleceksin?) ve ben var oldukça, o özden sürekli dışarıyı dinleyeceksin.. (korkuyosun benden, biliyorum. yakınıma yanaşmaya korkuyorsun! yemem seni be, merak etme!) belki düşünceli, belki kızgın, belki de hafif bir tebessüm olacak yüzünde, bana hiç göstermediğin.. beklide bir sigara yakacağım o an, küllerini savuran o kahpeye doğru.. (buradaki kahpe isyanı; yaşayamadıklarıma.)
hissetmek güzel, seni ve sensizliği.. acı -vücudumu delip geçen onlarca bıçak gibi-, şehvet -en arzulu anlarında bir bakirenin yatağında olmak gibi- ve gerçek -suratıma çarptığın her keskin tokat gibi-.. (acıtıyosun her defasın da beni..)
bekle, biliyorum bir gün mutlaka kapını çalacağım güzelliğim.. bekle ki, seni bıraktığım yerde bulabileyim, bekle ki dokunuşlarımda ki sen ol, bekle ki nefesin nefesime karışsın, bekle ki seni bulayım ve o gün serin bir meşe gölgesinin altında sevişmeliyiz seninle, ilk defa.. (tamam tamam, sen kızma yeter ki; herkimsen & neredeysen, al söylüyorum işte; seni seviyorum..)
ey umut! utandırma beni.. serme yorgun dalgalar gibi, keskin çakıl taşlarına sendeleyişimi.. bir sevgi kırılmasısın belki de, bir boran.. izlerimi silen tipi.. üzülmüşlüğümle göz-göze iken, bakma öyle.. yanaklarımda acıyor hala, gözlerinin sıcak izi.. kuralsız bir sevgi, umudumu da yoracaksa eğer, bir çift kumrunun sarılışını bağrıma bastırır gibi, ayrılık da yakışır bana! bir kavga da, ölüm de yakışır bana!
Nisan 12, 2008 2:40 am
emre, bu halin ne canımcım senin hayali şeylere vermişsin kendini. ama çok iyi olmuş bu, yüreğine sağlık. bir kere daha takdir ettim seni. takdire şayan mı diyorlardı, hatırlamıyorum ama ondan olmuş bu yazı. açıklamalar, benzetmeler ama yazı da imla kurallarına uymamışsın hiç, sanırım bilerek bu hareketler.
bırak şu farklılaşma çabasını, dişi olaydım bu tip yazıları okuyup sana aşık olmak isterdim.. (nası yani? – ne dedim ben yaa..)
sevgiyle, yüreğine sağlık.
Nisan 12, 2008 2:54 am
şizo olma yolunda küçük adımlar atmaya başladım galiba şekerim. :) takdir-makdir, şayan-mayan falan, ne bu laflar :) imla mı kaldı.. kafama esti, tak tak yazdım.. -dediğin gibi, bilerek bu hareketler-.
yıllardır b’şeyler olsun diye çabalayıp durdum, baktım olacağı yok, değişiklikler yapmaya karar verdim. ağh, bide bana aşık olan biri çıkıp, sorgusuz-sualsiz; “merhaba a$kım” deseydi, ne hoş olurdu.. düşünürken bile bi hoşlaştım ki sorma.. ama nerde o günler diyesim geliyo fakat demicem..
(senin zaten içinde bana karşı b’şeyler beslediğini farketmiştim ben, bunu açıklamak istememiştim buralarda. ama madem sen bahsetmişsin, ben de devam ettireyim dedim.. :) -harbiden, ne dedin sen yaa?- )
Nisan 12, 2008 2:56 am
amaaaaaan amaaaaaan..
“ağh, bide bana aşık olan biri çıkıp; “merhaba a$kım” deseydi, ne hoş olurdu.. ”
düşünmekle kalacağına eminim, baksana hemen bi’acıtasyon, hemen bi’mod değişikliği oldu mu hiç. ne gerenk var emreciim böyle şeylere.
(ayrıca seni seveceğime, gider taşı severim. sen n’anlarsın aşktan & sevgiden kendini bilmez herif! cidden naptım ben ya, tüm karizma yerlerde..)
Nisan 12, 2008 3:04 am
işte ben de hep düşünmekle kalacağına emin olduğum için (gerçi arada umutlanıyorum), hiçbi icraatta da bulunamadım.. çekingen, sıkıcı/sıkıntılı biri oldum hep. -üf, kime anlatıyorum ki kendimi?- hem ben, moda falan da girmedim tmm mı! :p
(benim gibi “seviyorum” diyebileceğin b’kişi olsun, ne sırtın yere gelir ne de hüzün/keder/dert/tasa olur güncende.. -sen çok kendini biliyosun dii mi? hahaa.. gülesim geldi.- ha bu arada, karizma mı vardi ki yerlerde olsun?)
Nisan 12, 2008 3:12 am
senin gibi birine “seviyorum” dediğimde hüzün/keder/dert tasa olmaz diyosun da, yukarıda kendini tanıtırken çekingen/sıkıcı/sıkıntılı biriyim demişsin, çeliştin ve saçmaladın sanırım. :)
hakkımdaki düşüncelerin için teşekkür ederim emre beğ. bunları bilerek yazışırız artık. bilmem anlatabildim mi?
(demem 5-6 senelik dost/arkadaş/sırdaş/yoldaş/falan fişman siler giderim! akıllı olasan. :p)
Nisan 12, 2008 3:17 am
cıks yanlış teşhis.. orada; “arada umutlanıyorum gerçi” dedim, o umutlandığım aralardan birinde denk geliriz belkim, nerden biliyosun? :)
senin hakkında öyle düşüncelerim var ki b’ömür düşünsen aklına gelmez. -bilmem anlatabildim mi-.
(yorumu mu silicen? neyi silicen, anlamadım ki? ya da sen anlatamadın, artık herneyse.. :d )
Nisan 12, 2008 3:31 am
de bir sorun var; “üf, kime anlatıyorum ki kendimi?” ki demişsin, bilmem bu da umutlandığın dönemlerde kişilere kendini anlattığın özelliklerin mi? ruh haline göre mi, kendini tanıyosun millet’e. çok fena :)
benim hakkımdaki düşüncelerini çok merak ettim, paylaşmak istersin mi :)
(yorum, morum silmek benim işim değil canımın içi, o iş senin işin. anladın sen onu.)
Nisan 12, 2008 3:39 am
o b’sorun değil ki. ruh halimi anlayan birinin olmayışından mustarip olduğum yummuşacık bi sitemdi o sadece.
ı ıh, burada paylaşmayacağım o düşünceleri :) fakat mail, MSN yoluyla olabileceğini düşünüyorum ama belki..
(silinmesi gereken ne varsa, silerim! :) kimse de kalkıp da tek hece bile kuramaz.. bu yorum olur, kitabın tozu olur (gerçi o yutuluyodu galiba. neyseh..), olur da olur yani cicim.)
Nisan 12, 2008 3:49 am
yummuşacık öyle mi :) neyse özele girer, paylaşmim burada.. aehaeh (bilmem anladın mı?) tamam benim hakkımdaki düşüncelerini msn veya mail yoluyla paylaşırsan çok sevinirim emreciiiiiğim.
silinmesi gerekenleri silersin tabii emrecim, kimsede tek laf diyemez haklısın :P ba$ tacısın. :)
Nisan 12, 2008 3:54 am
sadece ben anlasam b’şey değil de, herkes anladı.. ayrıca özel mözel de kalmadı yani :) ha, hakkındaki düşümcelerime gelince, onlar biraz bende kalsın, hani yakında b’yerlere, b’görev yapmaya gidicem ya, o gün onların hepsini tek-tek sana, uzun uzun söylerim, ademciiiiğim.
ne bu pof-poflamalar böyle? bana b’şey mi olucak? hastalığım ilerliyo mu? niye kimse b’şey söylemiyo? anneeeee, ben manyak oldum! :)
Nisan 12, 2008 4:00 am
benim hakkımdaki düşüncelerini tek-tek, uzun-uzun öğrendiğimde de ben de cevap olaraktan, düşüncelerimi yazarım beraber hepi oluruz :)
bu arada hastalığın n’oldu? aehahe, ağlamak istiyorum sayın seyirciler. :P
(sabah ezanı okunuyor bu yorumu yazarken, ben kalkıp namaz kılıyim. tamam sizlere de dua etcem. en fazla emre karde$ime :p)
Nisan 12, 2008 4:15 am
hı hı, beraber hepi oluruz :) -nası olucaksak artık-..
nayır, nolamaz.. hastalığım mı var benim? (çok şükür, turp’un abisi kadar iyiyim şu ara. :p )
(sende bu hareketleri görmek gözlerimi yaşartıyo benim, hüngür müngür ağlayasım geliyo, ama bana da dua edeceğini duyunca ağlayasım kesildi, yerini daha değişik duygular aldı. -o duyguların n’olduğunu sorma/yın, vallahi ben de bilmiyorum.:)- allah kabul eylesin inşaallah kardeşim. -ne kadar iticiyiz ya, farkında mısın? sakına, o senin iticiliğin falan deme, kırılırım :)- o kadar şey konuşuyoruz sonrasında da “kardeşim” ayağı çekiyoruz. vaay be! yok yok, ben emin olmaya başladım artık, bizde ‘şizo’ belirtileri baş göstermeye başladı. baş gösterip kaçıyo pis lucifer. :d )
Nisan 12, 2008 4:24 am
ee mutlu olmak bizim hakkımız değil mi emreciiğim, benim senin hakkında kötü düşüncelerim olmadığı için, hepi olacağımı düşündüm, yanılmışım. ulan hakkımda ne düşünüyosun da, böyle birşey soruyosun! :)
hastalığın adına sevindim, senin hakkındaki düşüncelerimi biliyorsun. hatta bahsettiğimde şuan olmaz, müsait değil gibi ithamlarda bulunmuştun. madem iyileşti şimdi kötü emellerimi uygulayabilirim.
amin, cümlemizinkini kabul eylesin inşallah.
(o pis lucifer’dan orta parmağımı eksik etmem, bilsin de bunu. şeytan and pandik, muhteşem ikili :P atarım, affetmem.)
Nisan 12, 2008 4:30 am
la boşver, hepi mepi olmayalım, biz mutlu olalım yeter. (şöyle ki; ingilizce meali ile olmayalım, gül gibi türkçemiz varken, onu neden kullanmıyoruz? :p üff, hödük moduna mı geçtim nedir? bu saatte de normaldir ama dii mi?) hem söyler misin bana, bunu hakediosak da nasıl elde edicez? hadi buyur burdan yak, cevapla da görim. -yalnız, felsefe yapmak yok, açıklayıcı/net/somut olman lazım.-
o lucifer, şeytan’a baba demiş bi iblis tohumu, öyle b’şey yaparım ki, bana baba demeye başlar artık :)
(bu arada şeytan, lucifer falan filan kaptırdık gidiyoruz. daha hava aydınlanmadı, ben ürkerim böyle şeylerden.. ‘djin’ abilerimiz falan basar burayı, neme lazım. :p )
Nisan 12, 2008 4:36 am
emre sen kendini aştın birader, bu ne ya. iblisten girdin, lucifer’dan çıktın djin’e geldin. nası iştir ula bu?
mutluluk için cevap, nasıl mutlu oluruz? hm.. felsefe falan fişman yok tamam. cevap veriyorum, “bilmiyorum” :)
Nisan 12, 2008 4:42 am
ya ben sana demiyo muyum bu aralar üstümde b’şeyler var diye, aha da işte olan biten herşey “bu’mudur abicim, bu’dur!” sloganıyla, kısaca anlatılmakta :) gerekli-gereksiz mevzulara barnak basıyorum ama güzel b’şeyler çıkıyo ortaya (zannediyorum).
mutluluğu kim kaybetmiş de, biz öyle bi yorum eklerken sorup da (senin deyiminle) hepi olalım.. var mı öyle üç kuruş’a beş köfte, ha? gördün mü, kocaman bi “bilmiyorum” aldık senden.. benden ne alıcaz peki biliyo musun? onu da bilmiyosun tabii. çünkü, benden onu da alamıcaz. bende o bile yok :)
Nisan 12, 2008 4:48 am
emre, noldun birader sen korkmaya ba$ladım, ba$ka dünyalara gidip-geldin mi. yoksa bir$ey mi yaptılar sana bize anlatamıyosun? karde$im, anlat derdini, dök içini bana paoehe :p
ama mutluluk adına sende de vardır, bi’bilmiyorum ben hatırlıyorum en azından böyle bi’şeyler, böyle bi’replik yanlış mıyım :)
Nisan 12, 2008 4:56 am
Kur’an musab çarpsın ki eğer farklı b’şeyler olduysa şu ara hayatımda, ki hiç b’şey de olmadı yani.. ama ne bileyim, sanki b’şeyleri çözüme kavuşturma, birilerine anlatma & bunu birilerinin anlamasını bekleme çabası içerindeyim.. (tam “bu’mudur?” bilmiyorum) bildiğim b’şey var derdim falan yok da, bunalımdayım ben galiba abi yaa :s (bkz; bunalimnoktanet :d )
mutluluk adına elbet bizde de b’şeyler var da, o yaraları erken açtık, hemen kapattık.
ammaaaan, ben halimden (şu saat itibariyle) memnunum.. sen? -gerçi olmasan n’olur ki? hiçbişey olmaz ahea. -
Nisan 12, 2008 5:04 am
farklı birşeyler hayırlıysa inşallah olsun, güzel günleri yaşamak senin/benim/herkesin hakkı. yaşarız , yaşayacağız diyemem ama; bize de sırası gelecektir kanaatimdeyim. senin kadar karamsar olmayı beceremedim ben. biraz silkelen ve kendine gel hayatım. iyi gitmiyosun şu 3-4 gündür.
bende memnunum, memnun olmasam burada işim ne? :) saat 6 olmuş. ee artık uyumanın zamanı geldi? sen ne dersin :)
hayırlı sabahlar emreciiigiiiiim, hayırlı sabahlar bu yorumu şuan okuyan birileri varsaa, hayırlı sabahlar blogcuuum, hayırlı sabahlar cümleten :P
Nisan 12, 2008 5:28 am
hı hı, yaşarız ya.. (şöyle b’bak etrafına, nerdeydik nereye geldik diye sor kendine, bebem. :p ) üff, yaşarız tabi belki b’gün b’yerlerde, kim bilir.. yarınımızın nasıl geçeceğinden habersiz, yarın’a “günaydın” diyoruz dii mi? bu da öyle b’gün işte. -sensiz gelen sabah’a “günaydın”-. dedim ve şöyle devam ettim; -herkimsen & neredeysen; seni seviyorum..
el-alem, şu-bu, ya da şöyle diyim ‘normal insanlar’ şimdi birbirlerine -günaydın- derken, biz; -allah rahatlık versin- diyoruz. bu ufacık çözümlemeden bile bazı şeyleri anlayabiliyo zaten insan. normal & masum değiliz. neyiz ki biz? -kim bilir.- üff, sıkıldım. uyku zamanım geldi benim de sanırım, çünkü gözlerimdeki kan yayılmasını hissedebiliyorum..
sende de bir reha muhtar edası, gelene geçene, uçana kaçana selam yolladın :)
hayırlı sabahlar, her nerde yaşanıyor & yaşatılıyorsa. :)
aşk’la kalın, “günaydın!” ..
Nisan 13, 2008 11:05 am
(korkuyosun benden, biliyorum. yakınıma yanaşmaya korkuyorsun! yemem seni be, merak etme!) belki düşünceli, belki kızgın, belki de hafif bir tebessüm olacak yüzünde, bana hiç göstermediğin.. beklide bir sigara yakacağım o an, küllerini savuran o kahpeye doğru.. (buradaki kahpe isyanı; yaşayamadıklarıma.)
Şu kesitte ‘bizden’ ne çok şey buLdum oysa..
yüreğine sağLık.
Nisan 13, 2008 2:06 pm
@Huzun, senin için bir kesit yakalattırabildiysek & sizler için de bazı şeyleri çağrıştırabildiğime çok sevindim. :)