yine üzerimde (kocaman) bi yalnızlık bu akşam.. sanırım buhran’a az kaldı, ha geldi – ha gelecek.. ha, sen yalnızlık nedir bilir misin ki? (off, benimki de soru işte.. yoksun ki sen, kimsin ki? nereden bileceksin ki? hem bilsen, şimdiye on kere gelirdin dii mi?) sakin, sessiz akşamlarında yanına sokulup kulağına fısıldayan, acı verirken özgürlüğü tattıran.. -‘aşk acıtır’, demişti birileri-.. hissedebilir misin onu? tatlı bir rüzgar yada titrek ellerden çıkmış birkaç kırık nota.. ürkek bir dişiye dokunmak ve her temasta biraz daha kızaran yanaklarının sıcaklığını hissetmek.. saklayabilir misin peki? gölgelerle köşe kapmaca oynayan bir çocuk gibi, nereye koştuğunu bilmeden.. (koşabiliyo musun sen ya, merak ettim?)
tamam tamam, artık sormayacağım sana.. sormayacağım! çünkü biliyorum ki cevap vermeyeceksin,. kendimize söylemekten korktuğumuz her şeyi sana tekrar hatırlatsam da konuşmayacaksın.. (aman be! konuşma, hıh..) artık ne sıcak bir nefes nede yumuşak bir dokunuş var.. ne gece kadar kara saçların nede kan kırmızı dudakların var artık.. (olmasın, istemez.)
tamamen yalnızım işte.. peki sen, mutlu musun? hayallerimde var olmuşken, yine onların en kıvrak ve rengarenk özlerine geri dönüyorsun.. (ait olduğun yere git..) seni benden, beni kendimden alırken bu çelişki niye? ellerimde soluyor (hiç göremediğim) yüzün! kahpe bir rüzgar savuruyor küllerini yüzüme, bunu hak etmiyorsun! Devamı »
